24 Ocak 2009 Cumartesi

...

Just, imagine yourself sitting under a tree in an autumn day. Enjoying the compassion of the sunlight as the breeze of the autumn also tries to have its part of you. Let the only sounds you can hear would be the symphony of the last leaves on trees and the requiems of the witnessing birds. Imagine a stream running along silently, just a few meters away from your feet.

You begin to dedicate an emotion to each leaf color as the leaves are peacefully being carried by the current. You feel happy whenever a good emotion passes by and sad when it comes to the opposite. Suddenly, your eyes catch a glimpse of a colorful pattern down to the current. By the time you get there, you see a growing mass of leaves, stopped by a line of stones.

For me, the life itself is just like that stream. Whether I stand still or walk, life goes on and always finds its way to keep going. On the other hand, my emotions got stuck sometimes. Just like now because I’m thinking about you.

...

3 Eylül 2008 Çarşamba

Tek gecelik ilişki?




Seni dans ederken seyretmeyi özlemişim. Karanlığın içinde belirip kaybolan kıvrımlarını takip etmeyi... Etrafındaki herşeyden soyutlanmış bir şekilde salınmanı... Ellerinle, saçlarını başının üzerinde toplamanı ve sırtını bana dönüp gülümsemeni... Üstünde, her zamanki kırmızı elbiseni görmeyi...

Seni bu kadar beklettiğim için üzgünüm. Ruhumu eski saflığına kavuşturmam biraz zaman aldı ama bak, yine her zamanki gibi buradayım. Yansıman, bir kez daha gözlerimde... Senin de, bunu seyretmeyi sevdiğini biliyorum. Sıcaklığını tenimle paylaşmayı... Verdiğim nefesi üzerinde hissetmek istediğini... Parmaklarımı kıvrımlarında gezdirmemi ama sana hiçbir zaman tam olarak dokunmamamı...



O kadar güzelsin ki... Sana bakarken nefes almayı bile unutuyorum bazen ve sen, her zamanki gibi, dansını yarıda bırakıp bana bakıyorsun. Sakin ama bir o kadar da endişeli bir ifade var gözlerinde, "Herşey yolunda mı?" dermişçesine... Gözlerimi kapatıp gülümsüyorum sana duyduğum çocuksu hayranlığa. Yavaşça, kaldığım yerden devam ediyorum nefes almaya. Onları açtığımda, gülümseyen gözlerinle buluşuyor gözlerim... Aklımdan geçenleri mi okumaya çalışıyorsun yoksa? Yüzümdeki şaşkın ifadeden anlıyorsun yine ne düşündüğümü. Gülümseyerek, aklımdakileri dağıtmak için yeniden başlıyorsun dansına...

Gecenin sonunda, ikimizin de beklediği o anda, dudaklarım yaklaşıyor sana. Her zamanki heyecanın beliriyor yine vücudunda. Gözlerin dudaklarımda, son bir duraksama dansında. Verdiğim son nefesi üzerinde hissetmenin heyecanıyla, sönüyor ateşin. Arkandan bakıyorum yine bir süre. Gözlerim seni arıyor karanlıkta.

Bu geceyi de senin kollarında bitiremediğim için üzgünüm ama hala yapmam gereken şeyler var bu hayatta. Belki bir gün, seni de alırım yatağıma...

31 Ağustos 2008 Pazar

"Tenini sıyırsan göğüs kafesinden yıldızlı bir gökyüzü çıkar mıydı?"

Usulca sokuldu kadın karşısında beliren karanlıktan içeri. Önce eli buluştu karanlıkla, ardında da gözleri... Sıcaklığını hissetti karanlığın ve ıslaklığını hemen sonrasında... Garipsedi birden. Evet; aradığı, hissetmek istediği böyle bir huzurdu işte. Tıpkı şu anda içinde olduğu gibi bir sığınakta hissedebileceği türden bir huzur. Başka hiçbir şeye benzemeyen bu hazzı son hücresine kadar hissetmek için, kapadı gözlerini. Hayatı süprizlerle doluydu. Mesela burası, bu sığınak... Karanlık olmasını bekliyordu ama bu ıslaklık? Anlam veremedi ama her zaman olduğu gibi anın keyfini çıkarmayı tercih etti.

Huzur içini tamamen kapladığında, hafifçe araladı gözlerini, yüzündeki gülümsemeye eşlik etmesini istermişçesine... Ve o anda, yıldızları gördü, karanlığın içinde parlayan... "Başından beri buradalardı aslında!"... Yavaşça dans eden ışıklarını seyretti bir süre. Elini uzattı dokunmak istermişçesine içlerinden birine... Ve yaptı da... Şaşkınlıkla karışık, usulca, elini yüzüne yaklaştırdı parmaklarına bulaşan yıldız tozuna daha yakından bakmak için... Soğuktu ama ona göre asıl tuhaf olan, ıslak olmasıydı. O anda anladı etrafındaki ıslaklığın sebebini, yıldızlardı.

Birden, gözlerinde uzun zamandır hissetmediği bir duyguyu hissetti. Ne olduğunu anlayana kadar, o his, yanağındaki yolculuğuna başlamıştı bile. Yavaşça aşağılara doğru kaydı. Karanlığın içine kendini bırakmasından hemen önce, sanki, gerçekte hayatını sonlandırmak istediği yeri ıskalamışçasına, bir saniyeliğine durup beklemişti o his, dudaklarının kenarında... Mutlulukla gülümsedi ve hissin yolculuğundaki son noktasını aradı gözleri karanlıkta. Orada, hemen yanında, daha önce orada olmayan ve diğerlerinden daha farklı parlayan yıldızı gördü. O anda, anladı. Bir anda herşey; bu sığınak, anlamı, ıslaklık, huzur, sevgi, sıcaklık, acı, anlayış... hücum etti beynine. Usulca, kafasını kaldırarak göğsümden, gözlerime baktı. Gözlerinde yeni yıldızların tohumları vardı. "Ne yaptılar sana?" diye sordu acı içinde. Ona bakıp, her zamanki gibi gülümsedim. Yavaşça elini çekti karanlığın içinden ve gömleğimin düğmelerini ilikledi. Aslında ne yapmaya çalıştığını biliyordum. Beni korumaya çalışıyordu kendimden. Anlamıştı o anda, benim diğerleri gibi yıldızlarımı dışarı çıkaramayıp içimde sakladığımı... O yıldızları görürsem üzüleceğimi düşünüyordu içten içe. Ellerini tuttum ve ona gülümseyerek Hayyam'ın sözlerini fısıldadım: "İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde / Körler onları görmese de, yıldızlar vardır".